Archive for the ‘Genel’ Category

Güneş erkek olsa hareme giremezdi

Pazartesi, Mart 14th, 2011

Harun Karaburç’un haberi

O smanlı devletinin çeşitli dönemlerini ele alan kitaplar yazan Bahadıroğlu, Paradoks Yayınları’dan çıkan Muhteşem Kanuni Sultan Süleyman ve Hürrem Sultan kitabıyla gündemi uzun süre meşgul eden tartışmalara bir son veriyor. Moda akımlarla kitap yazmadığına, bunları 30 yıl önce yayımladığına dikkat çeken yazar, “O dizide Osmanlı sarayından ziyade Bizans sarayı var” diyor.

Kanuni Sultan Süleyman hakkında bir kitap yazmak fikri nasıl gelişti?

Ben bu kitabı 30 yıl önce yazmıştım. Yazmaya başladığım dönemde özellikle Osmanlı padişahları ders kitaplarında çok fazla hırpalanıyordu. Bunun doğrusunu ortaya koymak istedim. 30 yıl sonra bir dizi yapıldı ve oradaki birtakım hataları görünce de kitabı biraz güncelledim. Osmanlı sarayı nedir, işlevi nedir, bunları ilave ettim ki işin mahiyeti anlaşılsın kafa karışıklığı gitsin. Haremin kadın çiftliği olmadığı, padişahın da her istediğinde hareme giremediği anlaşılsın.

HAREM ENDERUNUN KARŞILIĞI

Neydi bu hatalar peki? İnsanlar harem ve Kanuni konusunda nerede yanılıyorlar?

İnsanlar haremi tümüyle padişahın evi zannediyor. Harem padişahın evidir ama orası aynı zamanda bir mekteptir. Erkekler için enderun ne ise kızlar için de harem odur. Sekiz dokuz senelik çok cebri bir eğitim var haremde. Ahlaki açıdan, maharet açısından, inanç açısından, amel açısından ve müspet ilimler açısından, güzel sanatlar açısından en doğru eşi padişah için seç-meye çalışıyorlar. Bu bakımdan harem padişaha kadın “üreten” bir merkez değil Osmanlı Devleti’ne üst düzey yönetici yetiştiren enderun mezunlarına eş yetiştirme, aynı zamanda Osmanlı sarayına hizmetkâr yetiştirme merkezidir.

Peki, hareme kimler alınırdı? Elini kolunu sallayan herkes girebilir miydi hareme?

Erkek görüntüsü içinde olan hiçkimsenin kızların yanına girmesi onlarla muhatap olması mümkün değildir. Fatih Kanunnamesi’ne göre padişahlar haftada iki gün İstanbul’da oldukları müddetçe haremi ziyaret edebilirler. Ama haftada iki gün muntazaman hareme giren çoluk çocuğuyla birlikte olan padişah hemen hemen yoktur. Hele hele Kanuni Sultan Süleyman sözkonusu olduğunda.

Harem ağaları. Onlar rahat rahat girebiliyorlar mıydı hareme?

Harem ağaları hadım olmalarına rağmen haremin koridorlarından içeri, kızların odalarına girmeleri mümkün değildir. Kösem Sultan’ın bu konuda “Bu idama muciptir” diye emri vardır. “Kapı dinleyeni, içeri gireni, namazında niyazında aksaklık edeni hiç geciktirmeden ve affetmeden kapının önüne asarım” diyor. Bu kadar tedbirli davranılıyor. Hatta bizim meşhur tarihçi Peçevi diyor ki: Güneş eğer erkek olsaydı hareme girmesine izin verilmezdi.

HÜRREM’İN TÜRKÇESİ GÜZELDİ

İnsanlar diziyi büyük bir merak ve heyecanla takip ediyorlar. Sizi dizide rahatsız eden en önemli unsur ne idi?

O dizide Osmanlı sarayından ziyade Osmanlı sarayı görüntüsü altında bir Bizans sarayı var. Süleyman adını kaldırın Konstantin yapalım, Hürrem adını kaldıralım Alexandra kalsın, saraya da Bizans sarayı diyelim rahatsaz olmam. Çünkü zaten bu haliyle ona benziyor. Bir de Hürrem Sultan’ın Türkçe’yi çok iyi kullandığını biliyoruz. Çünkü anadili dışında şiir yazmak fevkalede zor bir iştir. Fakat dizide bakıyorsunuz daha Süleyman diyemiyor.

Dizinin yapılan hatalara rağmen insanların dikkatlerini Osmanlı saray hayatına ve tarih kitaplarına yönlendirdiğine katılıyor musunuz?

Doğru yapılarak dikkat çekmek varken yanlış yapılarak dikkat çekmek doğru birşey olmasa gerek. Bediüzzaman’ın enteresan bir tespiti var: Batılı iyice tasvir etmek safi zihinleri idlal eder. Saf zihinleri dalalete götürür. Bu diziyi birçok genç izliyor ve cedleri hakkında yanlış kanaat ediniyorlar. Ben yasaklansın demiyorum, sözlerim yanlış anlaşılmasın. Ama bunun karşılığında doğruların yapılması gerekir. Kültür Bakanlığı bir sürü yanlış filmi destekliyor bir kere de doğru bir şey yapsın.

Suç varsa sahibi Kanuni

Hürrem Sultan’ın, Şehzade Mustafa’nın katlinden sorumlu tutulmasını nasıl yorumluyorsunuz?

Hürrem oğlunu padişah yapmak istedi. Oğlu padişah olmazsa öldürülecekti. Ortada bir ‘suç’ varsa, bir ‘günah’ varsa bu Kanuni’nindir. Ama Kanuni’yi tenzih etmek isteyenler bir günah keçisi aramışlar ve Hürrem Sultan’ı bulmuşlar. Hürrem Sultan kurtarabilseydi Şehzade Bayezid’in hayyatını kurtarırdı. Hürrem Sultan’ın suçlanması doğru değil bunu haketmiyor. Haketseydi Şeyhülislam Ebu’s-Suud Efendi cenaze namazını kılmazdı.

YENİŞAFAK

Müzik akademisi parasızlıktan ısıtılamadı

Pazartesi, Mart 14th, 2011

Geçtiğimiz günlerde Türkiye’nin gelişimine katkıda bulunduğu için Vehbi Koç Vakfı’nın kültür sanat ödülüne değer görülen, müzik yazarı ve müzikolog Prof. Dr. Filiz Ali, 14 yıl önce kurduğu Ayvalık Uluslararası Müzik Akademisi’ni yaşatmak için uğraşıyor. “Ödül iyi bir motivasyon oldu” diyen Ali, SABAH’ın sorularını cevapladı.

- Ayvalık’ta kurduğunuz müzik akademisi, hayal ettiğiniz noktaya geldi mi?

- Her yıl bir yenilikle devam ediyoruz. Koç Vakfı’nın verdiği ödül büyük bir motivasyon oldu. İnsanın yapmak istediklerinin hepsini gerçekleştirmesi o kadar kolay değil.

SADECE İKİ KİŞİYİZ

- Küçük bir ekiple akademiyi nasıl ayakta tutmayı başarıyorsunuz?

- İki kişiyiz biz. İlke Boran ve ben. Bizim ekibimiz mikro. İkimiz de 14 yıldır gönüllüyüz. Bir ara Nejat Eczacıbaşı Vakfı bize iki-üç yıl maaş ödemişti. Ama artık o da yok. Ama ufak tefek destekçilerimiz çok.

- Akademi bu şartlarda nasıl yaşatılabiliyor?

- Master class için belli bir ücret alınıyor. O ücretin karşılığında gelen hocalara ücret ödeniyor, yol paraları karşılanıyor. Bu arada mutlaka öğrencilere bir parti ya da gezi yaparız. Bazen ucu ucuna gelir, bazen zararda oluruz. Paraya ihtiyacımız olduğunda sevgili dostlarımızdan rica ediyoruz. Bin-iki bin euro gibi bir miktar bu da. Öğrencilere burs veren hayırsever dostlarımız var.

- Kışın da konserler devam ediyor mu?

- Bu yıl mali sıkıntımız çok olduğu için yapamadık. Ama bundan önceki üç yıl her ay bir konser verdik. Mazot parasını verip binayı ısıtamayacağımız için bu yıl kış konseri yapmadık. Ama 15 günde bir sinema kulübümüzün sinema klasikleri gösterimi oldu. Hatta !f İstanbul’un gösterimlerinden bazıları da internet üzerinden orada yapıldı. Kış faaliyetleri tamamen finansmana bağlı.

GÖNÜLLÜLÜĞÜN SINIRI VAR


- Ayvalıklılar destek oluyor mu?

- Tabii çok. Bizim isteğimiz Ayvalıklı çocuklara müzik eğitimi vermek. Çocukların hayatlarında bir enstrüman çalıp, nota okumayı öğrenmesi, İstiklal Marşı’nı doğru söylemeyi öğrenmesi gerekir. Çünkü kimse İstiklal Marşı’nı doğru söyleyemiyor, zor çünkü. Ama biz öğretiriz. Venezüella’da varoşlarda neredeyse evsiz çocuklara müzik eğitimi vererek rehabilite ettiler, önemli bir orkestra ortaya çıktı.

- Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın Ayvalık’taki bir binayı daha size vermek üzerine bir sözü vardı. Bu gerçekleşti mi?

- Olmadı maalesef. Kültür Bakanlığı’na ait olan kilisenin restorasyonu için bir ihale açılacaktı. Sanırım açıldı ama sonra ne oldu, bilmiyorum. Bizim yaşayabilmemiz için gerçekten bir veya iki ciddi kurumsal desteğe ihtiyacımız var. Benim de ennihayet bir sabır çizgim var. İlke Boran, genç bir insan, kendi mesleği var. Gönüllülüğün de bir sınırı var. Kurumsal desteğe ihtiyacımız var. Dünyada bu tür kültür ve eğitim etkinliklerine mutlaka yerel yönetimler, devlet yardımcı olur. Biz şimdiye kadar destek istemedik. Çünkü belediyemiz maddi açıdan zor durumda. Ama olması gereken budur. Akademi, Türkiye’de ilktir. Bizden sonra açılan oldu ama devam edemediler. Uluslararası anlamda devamlılığı olan ve kurumsallığı doğru giden bir başka faaliyet yok.

Sabah

Sertaç Ortaç’lı Kastamonulular gecesi

Pazartesi, Mart 14th, 2011

Açılış festivalinde Vatan Şaşmaz’ ın sunuculuğunda Ali Güven, Hüsnü Şenlendirici, Hasan Yılmaz, Hasbel Kader Grubu ve Serdar Ortaç  sahne alacak.

Genel Başkan Şenol Sade hemşehrilerine şöyle sesleniyor;

Kastamonu, Pınarbaşı Dernekler Federasyonu olarak, 10 kurucu üye, toplam 24 dernekten oluşmuş güçlü sivil toplum örgütümüzün 13 Mart 2011 tarihinde Abdi İpekçi Arena’da, tüm halkımız ile buluşacağımız açılış festivalinin yapılacağını duyurmaktan büyük memnuniyet duyuyorum.

Festivalimiz, yaklaşık 15.000 üyesi ile son yıllarda kurulan en güçlü sivil toplum örgütlerinden biri olma vizyonuna sahip olan Kastamonu Pınarbaşı Dernekler Federasyonu, ülkemizin çeşitli illerine dağılmış yüz binlerce Pınarbaşılı‘nın sosyal, kültürel ve ekonomik açıdan güçlenmesi tüm platformlarda etkin olarak yer alması Pınarbaşı’nın eşsiz zenginliklerinin tanıtılması, ekonomisinin güçlendirilmesi ve tersine göç gibi misyonlarla kurulan örgütümüzün tanıtım festivalidir. Festivalimiz, ülkemizin değerli devlet büyükleri, kamu ve özel sektör yöneticileri, işadamları ile tüm halkımızın Pınarbaşı Dernekler Federasyonu ile buluşmasına zemin oluşturacaktır. Amacımız öncelikle ilçemizden başlayarak Kastamonu’ya ardından da tüm ülkemize amaçlarımıza, hedeflerimize ve halkımızın değerlerine bağlı kalarak değerli hizmetler vermektir. Bunun için 1001 tane yol var. “Ya bir yol bulacağız, ya bir yol yapacağız”      

Bu vesile ile sizleri İstanbul’da gerçekleştirilecek olan “Pınarbaşı Dernekler Federasyonu Açılış Festivali” ne davet ediyor ve sizleri orada görmek istiyoruz.  Güzel ve güvenli bir gelecek dileğiyle…

 

40 yıl sonra 12 Mart darbesi

Pazartesi, Mart 14th, 2011

Ayda bir kez yapılacak bu etkinliklerde sivil toplumun önde gelen kurum ve simaları belirledikleri konular etrafında konuklarıyla tartışıp katılımcılarla söyleşecekler.
 
12 Mart Cumartesi günü saat 17.00’de TYB İstanbul Şubesi Kızlarağası Medresesi’nde yapılacak ilk “Sivil İnisiyatif Buluşmaları”nın ev sahibi Genç Siviller. Özellikle son yıllarda çoğulcu ve demokratik yaşama katkı sağlamayı hedefleyen söylem ve eylemleriyle dikkat çeken Genç Siviller hareketinin sözcü ve aktivistlerinden Mehmet Ali Güveli’nin oturumu yöneteceği panelde konuşmacı ise yazar Ömer Laçiner.
 
12 Mart 1971 darbesinden 40 yıl sonra, darbenin gelişim süreci ve bugüne etkilerinin konuşulup tartışılacağı “Bir Darbenin Anatomisi: 12 Mart” üst başlıklı etkinliğe katılım serbesttir.

100 sanatçı Art Expo İstanbul 2011’de buluştu

Pazartesi, Mart 14th, 2011

International Art Center (IAC)’ın başlattığı etkinlik  4-11 Mayıs’da İzmir ve 5-31 Ağustos’ta da California’ya gidecek. Gezici etkinlik sayesinde dünya sanatçıları ve sanat galeri arasında uluslararası bir köprü kurulmuş oluyor. Sergi Koreli Yim Choon Lee’nin iki kadın sırtında yapacağı Kore kaligrafisi performansı ile başlayacak.

Art Expo İstanbul 2011 katılımcı sanatçılarından Ekin Onat von Merhart Art Expo’da sergilediği  işiyle ilgili şunları söyledi: “Ben bir konsept sanatçısıyım. İşlerimi yaratırken en büyük derdim estetik aslında. Enstelasyonlarımda fotoğraf kullanıyorum Fotoğrafı amacıma ulaşmak için bir araç olarak görüyorum, fakat bu değişken bir durum. Beni amacıma hangi malzeme daha kolay ulaştıracaksa, kendimi o malzemeye daha yakın hissederim. Bu işimi Art Expo için özel hazırladım. Kullandığım kağıt ve kuşların hafifliğinin “çokluk” ile ağırlık kazanması, külçeleşmesi idi bana ilginç gelen. Birlikteliğin gücü aslında anlatmak istediğim.”

Biyografi:
Ekin Onat von Merhart 1976 yılında İstanbul’da doğdu. İlkokuldan itibaren liseyi bitirinceye kadar piyano ve baleyle ilgilendi, birçok resital ve gösterileri oldu; klasik bale, modern dans dalında ödüller aldı.

İstanbul ve Berlin konservatuarlarında bale ve koreografi eğitiminden sonra 1994′de Berlin’de Andrej Woron tiyatrosunda oyuncu olarak yer aldı. 1996-1999 yılları arasında Afrika ve Uzakdoğu seyahatleri gerçekleştirmiş ve etnik kültürler ile ilgili gözlemler yapmıştır. 2000 yılında Türkiye’ye döndükten sonra çeşitli sanat dergilerinde ve bazı gazetelerde yazılar yazdı. Uluslararası Plastik Sanatçılar Derneği üyesidir. Sanatçı çalışmalarını yurtdışı, Bodrum ve İstanbul’da yürütmektedir.

Sergilerden Seçmeler:

2007     “Yer ve Yol” Aldimo Sanat Galerisi, Bodrum
2007      “Akdenizlilik ve Gurbet” 17. İstanbul Sanat Fuarı, Tüyap
2007      “İsveç-Türk Dostluk Derneği” İsveç
2008      “ Pippa Bacca Barışın Gelini” UPSD
2009      “Mektup Projesi” Berio Library, Cenova İtalya
2009      “100 Sanatçı, 100 Eser” Yeditepe Üniversitesi
2009      “World Art Expo 09” World Art Foundation, California
2009      “86/86 Cumhuriyet Sergisi” Taksim Cumhuriyet Sanat Galerisi
2010      “Köy Enstitüleri, Türkiye’nin Geçmişindeki Yarın” Beşiktaş Sanat
               Galerisi, İstanbul
2010      “World Art Expo’10” World Art Foundation, Las Vegas
2010      “Genç/Yeni/Farklı” CDA Projects, İstanbul

Ödüller :
2010     “Kadın Gözüyle Hayattan Kareler” Anadolu Hayat, (II. Ödül)

Cem Yılmaz: Mozart görse ağlardı! / VİDEO

Pazartesi, Mart 14th, 2011

Geçen yılki konserin başarısı ve gördüğü ilgi üzerine Cem Yılmaz bir kez daha Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası’nı (BİFO) yöneterek genç yetenekleri destekledi.

Türkiye’nin adını uluslararası müzik platformlarında duyuracak yetenekli genç müzisyenleri destekleme hedefi, Cem Yılmaz ile Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası’nı (BİFO) ikinci kez ‘’Borusan Özel Konseri’’nde bir araya getirdi. 10 Mart 2011 Perşembe akşamı gerçekleşen ve büyük ilgi gören konserde 290 bin TL gelir elde edildi.

Esprileri ile seyircilere eğlenceli dakikalar yaşatan Cem Yılmaz’ın yönettiği konserde BİFO; Mozart, Cemal Reşit Rey, Rossini, Strauss, Beethoven ve Dvorak gibi ünlü bestecilerin eserlerinden bölümler seslendirdi. Özel Konser geliriyle sağlanan bursla yurtdışında müzik eğitimini sürdüren genç piyanist Sıtkı Kandemir Basmacıoğlu konserde solist olarak yer aldı. Akatay Ritim Grubu da konserin bir kısmında BİFO ile aynı sahnede klasik müzik eserine ritimleriyle eşlik ederek seyircilere farklı bir deneyim sundu.

Özel Konserlerle bugüne kadar 9 yetenekli gence burs sağlandı

Borusan Holding, 2006 yılından beri özel konserler düzenleyerek, klasik müzik alanında yetenekli gençlere yurtdışında eğitim fırsatı sunuyor. Borusan Kocabıyık Vakfı Özel Konser gelirleriyle şimdiye kadar toplam 9 öğrenciye eğitim olanağı sağladı.

Burs başvuruları Mayıs ayında oluşturulacak jüri tarafından değerlendirilecek ve bu yıl gerçekleşen ‘Özel Konser’ den elde edilen gelir kapsamında burs almaya hak kazanan yetenekli genç müzisyenler belirlenecek.

Borusan Holding, genç yetenekleri destekliyor

Borusan Holding, Konuk Şef projesi kapsamındaki Özel Konserleri gençlere bu fırsatı sunmak amacıyla düzenliyor. BİFO Özel Konserlerini 2006 yılında Borusan Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Kocabıyık, 2007 yılında Koç Holding Şeref Başkanı Rahmi M. Koç, 2008 yılında ise Eczacıbaşı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Bülent Eczacıbaşı yönetti.

Haber7

Bir Avuç Deniz film fragmanı

Pazartesi, Mart 14th, 2011

Sevimli Hayvanlar film fragmanı

Pazartesi, Mart 14th, 2011

İki Kadın Bir Erkek film fragmanı

Pazartesi, Mart 14th, 2011

Bu hafta 4′ü yerli 6 film vizyona giriyor

Pazartesi, Mart 14th, 2011

“GÖLGELER VE SURETLER”

Derviş Zaim’in yönettiği ve Osman Alkaş, Settar Tanrıöğen, Erol Refikoğlu ile Buğra Gülsoy’un oynadığı ”Gölgeler ve Suretler” filmi, yönetmen Zaim’in ”Cenneti Beklerken (minyatür)” ve ”Nokta (hat)” ile başladığı Geleneksel Türk Sanatları üçlemesinin son halkası olarak kabul ediliyor.kullan

Filmin konusu şöyle:

Filmde, 1963 yılında Kıbrıs’ta Türklerle Rumlar arasında yaşanan olaylar, bir Karagöz kuklacısı olan babasından ayrı düşen genç kızın gözünden anlatılıyor.

“KOLPAÇİNO: BOMBA”

Şafak Sezer’in oynadığı ve yönettiği, Aydemir Akbaş, Ali Çatalbaş ile Arzu Yanardağ’ın eşlik ettiği ”Kolpaçino: Bomba” filmi, komedi sahneleriyle izleyicilerin yüzünü güldürecek.

Filmin konusu şöyle:

kullan‘Özgür (Şafak Sezer) zengin bir ailenin evladıdır. Ancak hayatından memnun değildir. Ne cimri babasından destek görmekte ne de zengin kayınpederinden. Özgür’ün geçmişten gelen sevgilisi olan Şale (Arzu Yanardağ), çıkaracağı albüm için maddi destek beklemektedir. Bu desteği bulamayınca Özgür’ü, gizlice çektiği bir şantaj kaseti ile tehdit eder. Kalbi kırık bir kadının ‘kadınca’ intikamı gibi görünen bu durumun arkasında aslında çok büyük hesaplar vardır. Özgür bu durumdan çıkabilmek için kolpaçı arkadaşları Sabri (Aydemir Akbaş) ve Tayfun’dan (Ali Çatalbaş) yardım ister. Kendisine çok güvenen bu ekip, Özgür’ü kurtarmaya çalışırken, kendilerini daha büyük belaların içinde bulur.”

“SAKLI HAYATLAR”

Haluk Ünal’ın yönettiği ve Ceren Hindistan, Yusuf Akgün, Laçin kullanCeylan ile Zerrin Sümer’in oynadığı ”Saklı Hayatlar” filmi, dram ve politik sahneleriyle sinemaseverlerle buluşacak.

Filmin konusu şöyle:

1980′deki ”Çorum katliamı” sonucu İstanbul’a göç eden bir Alevi ailenin hikayesinden yola çıkan filmde, sıradan insanların yaşadığı kimlik çatışmalarının yol açtığı gerçek bir trajedi ele alınıyor.

“BİR AVUÇ DENİZ”

Leyla Yılmaz’ın yönettiği ve Berrak Tüzünataç, Engin Altan Düzyatan, Zeynep Özder ile Ahu Yağtu’nun oynadığı ”Bir Avuç Deniz” filmi, romantik hikayesiyle izleyicilerin karşısına çıkacak.

kullanFilmin konusu şöyle:

Filmde, uzun yıllar Amerika’da okuyan ve çalışan Mert (Engin Altan Düzyatan), şirketin Türkiye yöneticisi olmak üzere İstanbul’a döner. Burada arkadaşı Bora (Tuğrul Tülek) ve Bora’nın eşi Aylin (Ahu Yağtu) ile bir tekne turuna çıkar. Geziye Göcek’te, Mert’in kız arkadaşı Dilek (Zeynep Özder) katılır. Grup keyifli bir tatil geçirirken bir gün teknelerine İstanbul’un en varlıklı ailelerinden birinin kızı Deniz (Berrak Tüzünataç) gelir. Deniz’in alaycı ve pervasız havası Mert’i etkiler. O güne dek hep yapması gerekeni yapan, ailesinin çizdiği rotada giden Mert, kendini sorgulamaya başlar.

“SEVİMLİ HAYVANLAR (Konferenz der Tiere – Animals United)”

Holger Tappe’nin yönettiği ve Mehmet Ali Erbil, Oya Küçümen, Dilek Gürel ile Selçuk Kıpçak’ın seslendirdiği ”Sevimli Hayvanlar (Konferenz der Tiere- Animals United)” filmi animasyon sahneleriyle izleyicilerinkullan dikkatini çekecek.

Filmin konusu şöyle:

Filmde, insanların doğayı yok etmesiyle Kuzey Kutbu’ndaki buzullar hızla erir. Büyük yangınlar Orta Avustralya’yı kasıp kavurur. Doğal yaşam alanlarını terk etmek zorunda kalan, bir grup hayvan, paslı bir banyo küvetinin içinde okyanusu geçer. Rotaları, dünyanın el değmemiş son köşelerinden biri olan Afrika’daki Okavango Deltası’dır.

“İKİ KADIN BİR ERKEK (The Kids Are All Right)”

Lisa Cholodenko’nun yönettiği ve Annette Bening, Julianne Moore, Mark Ruffalo ile Mia Wasikowska’nin oynadığı ”İki Kadın Bir Erkek (The Kids Are All Right)” filmi, komedi sahneleriyle izleyicilerin karşısına çıkacak.

kullanFilmin konusu şöyle:

Filmde, lezbiyen bir çift olan Nic ve Jules, yapay döllenme ile iki çocuk sahibi olur. Çocuklar ergenliğe girdiklerinde gerçek babalarıyla tanışmak ister. Paul adındaki donör, onların babalarıdır ve çocuklar Paul’u anneleriyle tanıştırmak ister. Paul’un gelmesi aile düzenini değiştirecek ve yepyeni bir aile tanımının yapılmasına yol açacak.

Haber7 – AA